ÇOCUK EGEMEN AİLE

cocukegemen

 

“Çocuk egemen aile” çok da farkına varılmadan evin çocuğunun yavaş yavaş evdeki yaşamı,
evdeki kararları yönetmeye başlaması olarak tanımlanabilir.
Bu aile modeli genel olarak, çocuklarına değer veren, çocuklarına kişilik kazandırmak
isteyen aile ortamlarında oluşur. Burada yaşanan sorun çocuğun ev ortamında kişilik kazanması
istenirken çocuğa sorumluluk vermenin unutulması, çizilmesi gereken sınırların çizilmemesidir.

Bu da çoğu kez “çocuğun sevgisinin kaybedilme kokusundan”, çocuğun engellenmesinin
onda gerileme yaratacağı kaygısından” ya da “ev ortamında anne-baba ya da anneannebabaanne-
dede arasındaki davranış çelişkisinden” ileri gelmektedir.
Böylece yavaş yavaş, pek de farkına varılmadan “çocuk egemen” durumuna gelen aile
içinde şöyle bir tutum gelişir.
· Çocuğun her istediği yapılmaya başlanır. İstedikleri alınır, alınmazsa ona haksızlık yapıldığı
duygusu gelişir. Aile onu, hiçbir zorlukla karşılaşmaması gereken en değerli varlıkları olarak kabul
eder. Her türlü güçlüğe karşı korur, onu mutsuz edecek olan her şeyden uzak tutar. Böylece çocuk
hiçbir güçlükle karşılaşmadan yaşamaya alışır.
· Aile giderek her türlü kararlarında onun görüşünü ve onayını almaya çalışır. Çocuğun yemek
için seçimleri, gidilecek yerler, çocuğun gideceği okul, hangi saatte yatacağı, nerede uyuyacağı,
nasıl uyuyacağı, büyüklerin neler yapmasının onun için uygun ya da uygunsuz olduğu, eve alınacak
şeylerle ilgili düşüncesi, hatta kimlere gidilip gidilmeyeceği vb. her konuda kararı, yetkisi ve onayı
aranır.

Böyle yetişen çocuğun ergenlik döneminde de kendine ilişkin bütün kararları kendisinin
verdiği görülür. Bu kararlara doğru ya da yanlış olsun hiç kimsenin karışmasını istemez, böyle bir
durumda sert ve saygısız tepkiler vermekten çekinmez. Kendi yaşamını tehlikeye atan durumlarda
bile kimsenin karışmasına izin vermez.
Bu koşullarda yetişen çocuk, artık sorumluluk almaya yanaşmayacak, hiçbir sınır
tanımayacaktır. Geçmişte neler olduğu, gelecekte neler olacağı onu ilgilendirmeyecek, sadece
yaşadığı anı değerlendirmeye çalışacaktır.
Bu sonuçlar, büyük ölçüde, çocuk eğitimindeki yeni eğilimlerin yanlış anlaşılmasından
kaynaklanmaktadır. Bu yanlılar özetle;
· Çocuklara özgürlük verilirken sorumluluk verilmemesi,
· Çocukların hak etmeden elde etmeye alıştırılması
· Anne ve babanın bütün beklentilerinin çocuğa yüklemesi
· Çocuğa sınır konulursa gerileyeceği korkusu,
· Çocuğun mutlu edilmesinin amaç edilinmesi,
· Herkesin böyle yaptığı, doğrunun böyle yapmak sanılması gibi davranışlardır.
Oysa Catherine Mathelin bütün bunları gözden geçirirken, çocuklara sınır koymanın onlar
için önemini belirtiyor.
Ben de “Erken Büyüyen Çocuklar” kitabımda bizim çocuk yetiştirme kültürümüzdeki
değişikliklerin sonuçlarını irdelemiştim.

Elbette özgür çocuklar yetiştireceğiz, ama onlara sosyal sorumluluk vererek.

Elbette çocuklarımızı seveceğiz, ama onları şımarık yapmadan.

Elbette kişilikli olmalarını isteyeceğiz, ama bizi yönetmeye kalkışmadan.

Elbette isteklerini dikkate alacağız, ama onlarda bizi dikkate alacaklar.

Elbette onlara saygı göstereceğiz, onlarda bize saygı gösterecekler..

Çocuklarımızı doğru görebilmek için kendimize körleşmemek gerekiyor.

Hiç kimsenin efendisi de kölesi de olmadan birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz.
ERDAL ATABEK