sere serpe şiiri

 

Bella, odasında yatağına uzanmış ders çalışıyordu. Orhan Veli, kapıdan uzun uzun genç kızı seyrettikten sonra salonun köşesindeki küçük masaya oturur. Cebinden çıkardığı kâğıda bir şeyler karalayıp yeniden odaya yönelir. Kâğıdı Bella’ya uzatır ve “Bu şiiri sana yazdım” der.

Orhan Veli’nin hiç bir zaman açılamadığı platonik aşkı Bella’ya yazdığı şiir:

Uzanıp yatıvermiş, sere serpe
Entarisi sıyrılmış, hafiften
Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor
Bir eliyle de göğsünü tutmuş.
İçinde kötülüğü yok, biliyorum
Yok, benim de yok ama…
Olmaz ki!
Böyle de yatılmaz ki!

 

Türk Edebiyatı Yazarlarından Çaresizliği En İyi Anlatan 28 Söz

  Bazen, içinde bulunduğu çaresizlik çığ gibi büyüyor. Büyüyor da nefes alamıyorsun o çaresizliğin içerisinde. Seni anlayacak birilerine sığınmak istiyorsun, olmuyor… Kelimeler düğüm düğüm oluyor, konuşamıyorsun. Tam o sırada kitaplara sığınıyorsun. Kendini buluyorsun her cümlede, satır satır…

İşte Edebiyatımızın En Ünlü Yazarlarından İliklerimize Kadar Hissettiğimiz Çaresizliği Anlatan 28 Söz:

#1

#1
Sonra çıkıyorsun dışarı,
bakıyorsun güneş hala tepede. 
Yıllardır kurduğun cümleyi bilmem kaçıncı kez kuruyorsun:
“Ne yapalım, kısmet değilmiş…” 

Sabahattin Ali

#2

#2
Bekle dedi, gitti.
Ben beklemedim, o da gelmedi…
Ölüm gibi bir şey oldu,
ama kimse ölmedi…

Özdemir Asaf

#3

#3

Yatağımın karşısında bir pencere var. Odanın duvarları bomboş. Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni.

İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım;
Kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım.

Oğuz Atay

#4

#4
Her insan kendisi olması karşılığında topluma bir bedel öder. 
Az ya da çok ama mutlaka bir bedel…
Kimse bedelsiz kendi olamaz.
Bu bedel çoğu kez yalnızlıktır…

Murathan Mungan

#5

#5

Kurtulmaya gelmedik dünyaya. Daha da saplanmak için buradayız. Dibine kadar. Onun için çürüyor bedenlerimiz ölünce.

Hakan Günday

#6

#6
Adın üç kez geçti saçma sapan bir filmde
Yalnız olsam çok ağlardım ama annem bakıyordu
Otoban dolusu gürültüyü sıkıştırıp beynime
“Anne” dedim, hadi çay koy da içelim…

Ali Lidar

#7

#7
Hayatım bir film olsaydı,
izlerken ya uyuyakalır ya da yarısında çıkardım.

Murat Menteş

#8

#8
Elinden bir şey gelmemenin acısını iniş takımları olmayan melekler bilir.
Bir arabanın farlarına kilitlenip kalmış sincaplar bilir.
Suyun dibine ağır ağır çöken taşlar bilir.

Matkapla göğsünün ortasına açılmış bir pencere düşün. Perdeyi aralayıp kendi yarandan bakıyorsun dünyaya.
Eskisi gibi acımıyor ve de asıl bu acıtıyor…

Emrah Serbes

#9

#9
İnsan çok yalnızken, bir tane daha kendinden doğuruyordu içinde; 
“Korkma” desin diye…

Ece Temelkuran

#10

#10

Ömrüm boyunca, ikinci el eşya satan bir dükkanın vitrinine bakar gibi baktım hayatıma.

Yekta Kopan

#11

#11
Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yanım yok.
Aranızda dolaşmak için giyiniyorum. Hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene iyi yer verdiğiniz için.
Aranızda dolaşmak için çalışıyorum. İstediğimi çalışmama izin vermediğiniz için. İçgüdülerimi hiçbir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiçbir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz.
Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle. Okullarınızla. İşyerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz.
Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım…

Tezer Özlü

#12

#12
Sustu… Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti.
Biliyordu,
Anlamazlardı…

Yusuf Atılgan

#13

#13

İnsanlar kötüydü, kitaplara sığındım…

Cemil Meriç

#14

#14

Mektepteyken hayallerimiz olmayacak rüyalarla doludur. Sonra hayat birer birer onların icaplarına bakar.

Reşat Nuri Güntekin

#15

#15

Kaybettiğim şey benim için o kadar büyüktü ki ilk önceleri bunu bir türlü anlayamadım. Ne de hayatımdaki neticesini ölçebildim. Sade içimde simsiyah çok ağır bir şeyle dolaştım durdum. Sonra bu haraplığa daha başka bir duygu, bir çeşit kurtuluş duygusu karıştı. Bir baskıdan kurtulmuştum. Emine bir daha ölemezdi. Hatta hastalanamazdı da. Orada zihnimin bir köşesinde olduğu gibi kalacaktı. Hayatımda birçok şeyler daha beni korkutabilir, başıma türlü felaket gelebilirdi. Fakat en müthişi, onu kaybetmek ihtimali ve bunun korkusu artık yoktu. Her an onun hastalığının arasından etrafa bakmayacak, o azapla yaşamayacaktım.”

‘Olabilecek şeylerin en kötüsü olmuştu. artık hürdüm.’

Ahmet Hamdi Tanpınar

#16

#16

İnsanlar tuhaftır; fena bir şey yapmakta olduklarını hissedecek olurlarsa, mutlaka en evvel vicdanlarını susturacak bir sebep bulurlar.

Halid Ziya Uşaklıgil

#17

#17
Yatağına yatınca yüreğinin sesinden uyuyamıyorsan, anla ki yalnızsın.
Yanında kim olursa olsun…

Aziz Nesin

#18

#18

”Bu toplumu haklı çıkarmadan ölmenin bir yolunu bulmalıyım diye düşünüyorum. Akciğer kanserinden ölsem çok sigara içiyordu diyecekler. Sirozdan ölsem çok içki içiyordu diyecekler. Araba çarpsa, herhalde hafif içkiliydi, şoför haklıdır diyecekler. Türkiye’de intihar da edilmez. İlaç ve içki şişelerinin kapakları açılmaz, su gelmeyebilir, hava gazı gelmeyebilir, tren vaktinde gelmez, atamazsın kendini altına.”

Tomris Uyar

#19

#19

Koşarsın koşarsın da varamazsın hani;

İçindeki umut varamadığın kadar büyür.

Hasan Ali Toptaş

#20

#20
Çok yorgunum, beni bekleme kaptan.
Seyir defterini başkası yazsın.
Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman.
Beni o limana çıkaramazsın…

Nazım Hikmet

#21

#21

Hayat ne garip değil mi? Birisi “Arabamı hazırlayın” diyebilirken, diğeri “Abi 25 kuruş eksik, binebilir miyim?” diyor.

Can Dündar

#22

#22

Vücudunun %70’i su olan bir canlının nasıl olur da içi yanar?

Ece Ayhan

#23

#23
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü, kör oldum.
Yıkadılar, aldılar, götürdüler.
Babamdan ummazdım bunu kör oldum.

Cemal Süreya

#24

#24
Ömür dediğimiz nedir ki?
Çay bardakta,
soğuyana dek geçen zaman…

Can Yücel

#25

#25

Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır.

Üşüyorum, kapama gözlerini…

Ahmed Arif

#26

#26
Ben incecik bir yazıydım, sana döküldüm,
sana yazıldım. Katlandığında kendine sen, 
ben içinde kaldım,
bir papatya kurusu gibi dilsizim işte.

Birhan Keskin

#27

#27

Ama yazgısını yaldızlı çokomel kağıtları gibi, tırnaklarıyla düzeltemiyor insan.

Didem Madak

#28

#28
Resulullah Azrail’i yolda görse tanırdı;
ben Azrail’i annemin yanında görseydim ona bir çift lafım olurdu,
derdim ki şimdi yani af edersin ama o sıktığın annemin gırtlağı.
Resulullah olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi;
O bana gülümserdi ben ona derdim ki, “Anam babam yoluna feda olsun ey Allah’ın Resulü; fakat şu koca melek, annemin gırtlağını sıkıyor, bir şeyler yapamaz mıyız?”
Resulullah orada olsaydı annemin elini tutardı derdi ki “Kızım ha gayret!”;
Ben orada olsaydım annemin elini tutardım ve derdim ki “Anneciğim, ölmesen?”

Ah Muhsin Ünlü

(http://onedio.com)

Dostlar

Dostlar ırmak gibidir
kiminin suyu az, kiminin çok
kiminde elleriniz ıslanır yalnızca
kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya.

İnsanlar vardır;üstü nilüferlerle kaplı,
bulanık bir göl gibi…
ne kadar uğraşsanız görünmez dibi.
uzaktan görünüşü çekici aldatıcı
içine daldığınızda ne kadar yanıltıcı…
ne zaman ne geleceğini bilmezsiniz;
sokulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz!

İnsanlar vardır;derin bir okyanus…
ilk anda ürkütür, korkutur sizi.
derinliklerinde saklıdır gizi,
daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız;
yanında kendinizi içi boş sanırsınız.

İnsanlar vardır, coşkun bir akarsu…
yaklaşmaya gelmez alır sürükler.
Tutunacak yer göstermez beyaz köpükler!
Ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz;
bu tip insanla bir ömür dolmaz.

İnsanlar vardır;sakin akan bir dere…
insanı rahatlatır, huzur verir gönüllere,
yanında olmak başlı başına bir mutluluk,
sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk.

İnsanlar vardır;çeşit çeşit tip tip,
her biri başka bir karaktere sahip.
Görmeli, incelemeli, doğruyu bulmalı,
her şeyden önemlisi insan, insan olmalı…

İnsanlar vardır; berrak pırıl pırıl bir deniz.
Boşa gitmez ne kadar güvenseniz.
Dibini görürsünüz her şey meydanda.
Korkmadan dalarsınız sizi sarar bir anda,
içi dışı birdir çekinme ondan,
her sözü içtendir, her davranışı candan.

Can YÜCEL

 

(sen hangisisin?)

GİTMELERİN MEVSİMİ

Bugunlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasina,bir baska ülkeye,daglara, uzaklara…
Hayatindan memnun olan yok. Kiminle konussam ayni sey…
Her seyi, herkesi birakip gitme istegi.
Öyle ”yanina almak istedigi üç sey” falan yok.
Bir kendisi.

Bu yeter zaten. Her seyi, herkesi götürdün demektir.
Keske kendini birakip gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hadi kendimize raziyiz diyelim, öteki de olmuyor.
ani her seyi yüzüstü birakmak göze alinamiyor.
Böyle gidiyor iste. Bir yanimiz ”kalk gidelim”,
öbür yanimiz “otur” diyor.
”Otur” diyen kazaniyor. O yan kalabalik zira.
Is, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile, güvende olma duygusu..

En kötüsü aliskanlik.
Aliskanligin verdigi rahatlik, monotonlugun dogurdugu bikkinligi
yeniyor. Kaliyoruz.
Kus olup uçmak isterken agaç olup kök saliyoruz.
Evlenmeler…
Bir çocuk daha dogurmalar…
Borçlara girmeler…
Bir köpek bile bizi uçmaktan alikoyabiliyor.
Misal, ben…
Kapidaki Rex’i birakip gidemiyorum. Degil bu sehirden gitmek,
iki sokak öteye tasinamiyorum. Alip götürsem gelmez ki…
Bütün sokagin köpegi oldugunun farkinda.
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
”Sirtinda yumurta küfesi olmak” diye bir deyim vardir;
evet, sirtimizda yumurta küfesi var hepimizin.
Kendi imalatimiz küfeler.
Ama egreti de yasanmaz ki bu dünyada. Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazim. Inadina kök salmak lazim.
Bari ufak kaçislar yapabilsek.
Var tabii yapanlar. Ama az. Sadece kaymak tabakasi.
Hepimiz kaçabilsek…
Bütçe, zaman, keyif…
Denk olsa. Gün içinde mesela… giitmek
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.
Sabah 09.00, aksam 18.00.
Sonra baska mecburiyetler.
Sıkışıp kaldık.
Sirf yeme, içme, barinmanin bedeli bu kadar agir olmamali.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karsiligi bir ömür yani.
Ne saçma.
Bahar midir bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar ásik olmam ama her bahar gitmek isterim.
Gittigim olmadi hiç.
Ama olsun… Istemek de güzel.

CAN YÜCEL

BEKLEMEDEN

Scandanevdin mi beklemeden seveceksin
Beni sevmiyor diye üzülmeyeceksin
Verdin mi hesap tutmadan vereceksin
Geri alır mıyım diye düşünmeyeceksin
Gittin mi beklemeden gideceksin
Bitmiş bir aşkı ihanetle sürdürmeyeceksin
Geldin mi özlediğin için geleceksin
Özlenmediysen eğer gücenmeyeceksin
İşte ancak o zaman anlamlıdır yaşamak
Çünkü bir tek o zaman mutlu olacaksın
İşte ancak o zaman anlamlıdır ölmek
Çünkü bir tek o zaman özgür olacaksın
Yaşadın mı beklemeden yaşayacaksın
Bugünü kenara itip yarına bakmayacaksın
Ağladın mı saklanmadan ağlayacaksın
Aleyhime döner diye rol yapmayacaksın
Bağlandın mı beklemeden bağlanacaksın
Sevdiğinden acısını çıkarmayacaksın
Yalvardın mı ta gönülden yalvaracaksın
Reddedilir miyim diye sevmekten korkmayacaksın

ABBAS

 

rakıHaydi Abbas, vakit tamam;
Akşam diyordun işte oldu akşam.
Kur bakalım çilingir soframızı;
Dinsin artık bu kalb ağrısı.
Şu ağacın gölgesinde olsun;
Tam kenarında havuzun.
Aya haber sal çıksın bu gece;
Görünsün şöyle gönlümce.
Bas kırbacı sihirli seccadeye,
Göster hükmettiğini mesafeye
Ve zamana.
Katıp tozu dumana,
Var git,
Böyle ferman etti Cahit,
Al getir ilk sevgiliyi Beşiktaş’tan;
Yaşamak istiyorum gençliğimi yeni baştan.

abbas cahit sıtkı tarancı1

CahitSıtkı TARANCI

HAN-I YAĞMA

 

yagmur-tevfik-fikret

Yüz sene önce Osmanlı nın son zamanlarını anlatan
Tevfik Fikret’in yürekli şiiridir.

100 yıl öncenin şiiri ama bu günümüze yazılmış gibi…

( Tevfik Fikret’in 100 yıl önce yazdığı bu eseri günümüz Türkçesi ile aktarımını Refik Durbaş şu şekilde yapmıştır.)

YAĞMA SOFRASI

Bu sofracık, efendiler;
ki yutulmayı bekleyen
önünüzde titriyor,
şu milletin hayatıdır;
şu milletin ki acılı,
şu milletin ki can çekişen!
Ama sakın çekinmeyin,
yiyin , yutun hapır hapır…
Yiyin efendiler yiyin,
bu iştah açan sofra sizin,
doyunca, tıksırınca
Çatlayıncaya kadar yiyin!

Efendiler çok açsınız
Bu yüzünüzden bellidir;
yiyin, yemezseniz bugün,
yarın kalır mı kimbilir?
Bu nimetler yığını,
Bakın gelişinizle övünür!
Bu hakkıdır gazanızın,
evet, o hakda elde bir…
Yiyin efendiler yiyin,
bu safa veren sofra sizin,
doyunca, tıksırınca,
Çatlayıncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlı beylerin
ne varsa ortalıkta say:
Soy, sop, şeref, gösteriş,
Oyun, düğün, konak, saray,
bütün sizin, efendiler,
Konak, saray, gelin, alay;
Bütün sizin, bütün sizin,
Hazır hazır, kolay kolay…
Yiyin efendiler yiyin,
bu iştah açan sofra sizin,
doyunca, tıksırınca,
Çatlayıncaya kadar yiyin!

Büyüklüğün biraz ağır da olsa
Hazmı yok zarar
Gösterişin gururu var
intikamın sevinci var.
Bu sofra sizin iltifatınızdan
parlaklık umar.
Sizin bu baş, beyin, ciğer
Bütün şu kanlı lokmalar…
Yiyin efendiler yiyin,
bu can veren sofra sizin,
doyunca, tıksırınca,
Çatlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı ülke
Verir ne varsa; malını
vücudunu, hayatını,
umudunu, hayalini,
Bütün ferahlığını,
Gönlünün bütün sevincini.
Hemen yutun,
Düşünmeyin haramını, helalini…
Yiyin efendiler yiyin,
bu iştah açan sofra sizin,
doyunca, tıksırınca,
Çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu,
Kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner
bugün çıtırdayan ocak!
bugün mideler güçlü,
bugün çorbalar sıcak,
atıştırın, tıkıştırın
kapış kapış, çanak çanak…
Yiyin efendiler yiyin,
bu yiyecek dolu sofra sizin,
doyunca, tıksırınca,
Çatlayıncaya kadar yiyin!

 

KEMİKLERİM SIZLIYOR

kemiklerim-sizliyor

“Kurtuluş Savaşı Destanı” yazdıran Büyük Önder Gazi Mustafa

Kemal Atatürk’ü sadece 10 Kasım’larda değil her gün sevgi,minnet

ve ÖZLEMLE anıyoruz.

İşte :

Kurtuluş Savaşı Destanı
Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
Şayak kalpaklı adam nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
Güzel ve rahat günlere inanıyordu
Ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
Birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar.
O, saati sordu.
Paşalar: ‘üç’ dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu.
Bıraksalar İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak
Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon ovasına atlıyacaktı.

Nazım HİKMET

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?

 

mutluluğun resmiAbidin Dino, Nazım Hikmet Ran ve çok sevdiği eşi Vera, Paris’te bir otel odasında kalmaktadır. Nazım Hikmet, gecenin bir yarısı eline kalemini almış eşi Vera’ya “Saman Sarısı” adlı şiirini yazmaktadır. Eşi Vera çoktan uyumuştur. Nazım ve Abidin, otel odalarının penceresinden Sen ırmağını gören çatı katındaki otel odalarının pencerelerinin başında oturmuşlardır. Abidin de bir yandan bir şeyler çizmektedir.

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?

İşin kolayına kaçmadan ama

Gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil

Ne de ak örtüde elmaların

Ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolaşan kırmızı balığınkini

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?

1961 yazı ortalarındaki Küba’nın resmini yapabilir misin

Çok şükür çok şükür bugünü de gördüm

Ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstad?

 

Abidin Dino mutluluğun resmini yapmadı. Çünkü o da biliyordu ki, tek bir kare ile somutlaştırılamazdı mutluluk denen kavram. O mutluluğu sözcüklerle anlatma yolunu seçti. Yaşanmışlıklarının beraberindeki arzularının, hayallerinin içinde olduğu bir şiirle. İşte şiir:

 

Mutluluğun Resmi

Kokusu buram buram tüten
Limanda simit satan çocuklar
Martıların telaşı bambaşka
İşçiler gözler yolunu.
İnebilseydin o vapurdan
Ayağında Varna’nın tozu
Yüreğinde ince bir sızı.
Mavi gözlerinde yanıp tutuşan
Hasretle kucaklayabilseydim
Seninle, bir daha.
Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
Bağrımıza bassaydık seni Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Başında delikanlı şapkan,
Kolların sıvalı, kavgaya hazır
Bahriyeli adımlarla düşüp yola
Gidebilseydik meserret kahvesine,
İlk karşılaştığımız yere
Ve bir acı kahvemi içseydin.
Anlatsaydık
O günlerden, geçmişten, gelecekten,
Ne günler biterdi,
Ne geceler…
Dinerdi tüm acılar seninle
Bir düş olurdu ayrılığımız,
Anılarda kalan.
Ve dolaşsaydık Türkiye’yi
Bir baştan bir başa.
Yattığımız yerler müze olmuş,
Sürgün şehirler cennet.

İşte o zaman Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Buna da ne tual yeterdi;
Ne boya…
Abidin Dino

 

Bir replik :     (-mutluluğun resmini yapabilir misin?
-yapamam…..
-olsun…..)

 

Şimdi sizlere iki tane “mutluluğun resmi” ni göstermek istiyorum.

1mutluluğun resmii

 

2mutluluğun resmi  🙂