Cömert Ağaç

 

cömertağaçBir zamanlar bağışlayan bir ağaç vardı. Bir oğlan çocuğunu çok sevdi.

Çocuk her gün gelip oynardı,

dallarında sallanır, gölgesinde uyurdu.cömert22

Tüm yaz boyunca saatlerce gülerdi.

birbirlerini çok seviyorlardı, ağaç mutlu ve memnundu

 

Ama bir gün çocuk büyüdü ve geldi dedi ki;

Birşeyler alabilmem için bana biraz para verir misin ?

 
Ağaç:
-Benim param yok, dedi ağaç, sadece meyvelerim, dallarım ve yapraklarım var.
Ama benim elmalarımı al, çocuk, ve onları şehirde sat.
Çocuk yaptı, ağaç mutlu ve memnundu.
Yakın bir zaman sonra çocuk geldi ve ağaca dedi ki;
Ben artık bir erkeğim, yuvam olacak bir eve sahip olmalıyım.
cömert1Sana bir ev veremem dedi ağaç, benim evim orman
Ama benim büyük dallarımı keserek kendine bir ev yapabilirsin.
Çocuk yaptı, ağaç mutlu ve memnundu.
Zaman geçti çocuk gözünde hüzünle geri geldi.
Hayatım çok boş, mutsuz, dedi çocuk, biraz heyecana ihtiyacım var.
Sana gövdem dışında verebileceğim hiçbir şey yok, kes onu
ve kendine bir kayık yaparak gez onunla.
Çocuk yaptı, ağaç mutlu ve memnundu.
Yıllar sonra çocuk geri geldi, ikisi de yaşlanmıştı

Eğer bir başka şey istiyorsan inan sana verebilecek 

hiçbir şeyim kalmadı
Sana bir şeyler verebilmeyi inan çok isterdim, ama gerçekten sana verebileceğim hiçbir şeyim kalmadı.
Artık sadece yaşlı bir kütüğüm dedi ağaç.
Oğlan, benim artık hiçbir şeye ihtiyacım yok, sadece dinlenebileceğim huzurlu bir yer
diyerek fısıldadı bitkin bir gülümsemeyle.
İyi  öyleyse dedi ağaç, yaşlı bir kütük bunu için çok iyidir.cömertson
Gel çocuk, gel ve dinlen biraz dedi ağaç.

Çocuk yaptı, ağaç mutlu ve memnundu.

 

 

 

 

Belki günümüz vahşi yaşantısına uygun değil ama:

Shel Silverstein’in bu öyküsü :  Almadan vermeyi, karşılıksız olsa da sevmeyi, vermenin bir mutluluk sebebi olabileceğini anlatmakta.

 

 

.

Siyah ve Beyaz Köpek

(BİLGELİK HİKAYELERİ)

Yaşlı Kızılderili reisi kulübesinin önünde torunuyla

oturmuş, az ötede birbirleriyle boğuşup duran iki kurt

köpeğini izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz, diğeri ise siyahtı.iyilik ve kötülük

Çocuk kulübeyi korumak için bir köpeğin yeterli olduğunu düşünüyor, ikinci köpeğe neden ihtiyaç olduğunu Ve renklerinin neden illa siyah ve beyaz olduğunu anlamak istiyordu.

Dedesine merakla sordu. Yaşlı reis bilgece gülümsemeyle torununun sırtını sıvazladı.

—Onlar” dedi, ”benim için iki simgedir Evlat.”

—Neyin simgesi” diye sordu çocuk.

—İyiliğin ve kötülüğün simgesi. İyilik ve kötülük içimizde sürekli mücadele eder durur. Onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürüm. Onun için yanımdalar onlar.”

iyilik ve kötülükkÇocuk; ”mücadele varsa kazanan da olmalı”

Diye düşündü ve bitmeyen sorulara bir yenisini ekledi;

—Peki, dedi. ”sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?”

Yaşlı reis, derin bir gülümsemeyle baktı torununa.

—Hangisi mi evlat?

—Ben hangisini daha iyi beslersem!

Çöp Kamyonu Kanunu

 

             çöp kamyonuKadın

taksiye binmiş ve hava alanına gitmek istediğini söylemişti.


Sağ şeritte yol alırken siyah bir araba park ettiği yerden aniden yola önlerine çıktı.

Şoförü çarpmamak için sert şekilde frene bastı.

Taksi kaydı, ama diğer arabaya çarpmaktan kıl payı farkla kurtuldu.

Siyah arabanın sürücüsü camdan başını çıkarıp bağırmaya ve küfretmeye başladı.

temiz çevre
Taksi şoförü ise gayet sakin ona gülümsedi ve içten bir şekilde el salladı.

Kadın bütün bu olanları şokunu yaşarken taksi şoförünün tavrına daha da şaşırmıştı.

Sordu Neden böyle davrandınız Adam neredeyse arabanızı mahvedip ikimizi de hastanelik edecekti.

Taksi şoförü gülümsemeye devam ederek

Çöp Kamyonu Kanunu”

dedi.

Kadın Çöp Kamyonu Kanunu nedir? diye sordu, anlamamıştı.

Şoför açıkladı : Pek çok insan çöp kamyonu gibidir.

Her tarafta içleri çöp dolu olarak dolaşıyorlar; kızgınlığı öfkeyi ve hayal kırıklığını biriktiriyorlar. Ancak doldukça çöpleri bırakacak bir yere ihtiyaç duyuyorlar. Bu bazen ben bazen de siz olabilirsiniz. Kişisel almayın. Sadece gülümseyin ve yolunuza devam edin. Onların çöpünü alıp işyerinize evinize veya sokaktaki diğer insanlara dağıtmayın.

Başarılı insanlar çöp kamyonlarının günlerini mahvetmesine ve ellerine geçirmesine izin vermezler.

Hayat sabahları pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa, dolayısıyla size iyi davranan insanları sevin iyi davranmayanlar için… (iyi temennilerde bulunmam)

Hayat %10 onunla ne yaptığınız, %90 onu nasıl alıp karşıladığınızdır.

Alıntıdır

YARISI SANA

 

Yarım elma kalmıştı masada
İkiye böldü annem
Ben yarım elmayı yedim.
Annem kendi payını
öbür yarımı da böldü ikiye
ben yedim bir parçasını.
Gitgide daha küçük parçalara
bölüyordu annem.
Kendi payını

ama

o kadar küçüldü ki bölüne bölüne elma
Sonunda parmağını kesti zavallım.
Sordum ona;
“Neden yemiyorsun kendi payını ana?”
“Seninle bölüşmek için çocuğum.”
dedi.
“Yarısı sana.”

 

Anneler Gününüz Kutlu Olsun

 

 

Anneler Günü ülkemizde ise 1955 yılından bu yana kutlanıyor. Türk Kadınlar Birliği ülkemizde her yıl çocukları için büyük fedakarlığa katlanan annelerden birini yılın annesi seçer. Yılın annesinin kişiliğinde tüm annelere iyi dilekler sunulur.

Anneler Gününün ilk kutlanma nedeni ise biraz dramatik bir öyküye dayanmaktadır,

Amerika’nın Filedelfiya eyaletinde 9 Mayıs 1966 günü Jarvis isimli bir kızın annesi öldü. Annesini çok seven Jarvis’in üzüntüsü aylarca sürdü. Hayatla kimsesi kalmayan Jarvis ölüm olayına bir türlü alışamadı. Yaşama küstü. Canlılığını, yaşama sevincini yitirdi. Yemedi, içmedi bir ara ölmeyi bile düşündü. Jarvis’in bu durumunu yakından izleyen komşusu Jarvis’le arkadaş oldu. Bir gün yaşlı komşu söyleşi sırasında Jarvis’e «İnsanlar doğar, yaşar, ölür. Bu bir doğa kanunudur.» dedi.

Bu iki cümle, Jarvis’i çok etkiledi. Ölümün de doğmak, yaşamak gibi bir doğa olayı olduğunu düşündü. Ancak bu doğruyu bulmak Jarvis’in annesine olan sevgisini azaltmadı.

Aradan geçen süre içinde ölüm sözcüğünün soğukluğu gitti. Yerine anne sevgisinin sıcaklığı geldi. Artık Jarvis annesini gözyaşları ile değil, severek anmaya başladı. Acıları azaldı. İçinde arı, duru bir sevgi oluştu.
Paylaş

Kıssadan hisse

Bazen diyorum kendime..... NE ÇOK DEĞER VERMİŞİM DEĞERSİZLERE

Bazen diyorum kendime…..
NE ÇOK DEĞER VERMİŞİM DEĞERSİZLERE

Yaşlı bir adam, sabah erken evinden çıkmış yolda ilerlerken, bir bisikletlinin kendisine çarpması ile yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış.

Sokaktan geçenler, yaşlı adamı hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.

Hemşireler, adamcağızın yarasına pansuman yapmışlar, ama ‘biraz beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını inceleyeceklerini söylemişler.

Yaşlı adam huzursuzlanmış ve acelesi olduğunu, tetkik istemediğini söylemiş.

Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuşlar.

Adamcağız da: ‘karım huzur evinde kalıyor, her sabah onunla kahvaltı etmeye giderim, geç kalmak istemiyorum. ‘ demiş.

‘Karınızın, siz gecikince merak edeceğini düşünüyorsunuz herhalde.’ demiş bir hemşire.

Adam üzgün bir ifade ile ‘ne yazık ki karım alzheimer hastası ve benim kim olduğumu bilmiyor.’ demiş.

Hemşireler hayretle:

‘Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor, neden her gün onunla kahvaltı yapmak için koşturuyorsunuz? ‘ demişler.

Adam buruk bir sesle

‘Ama ben onun kim olduğunu biliyorum.’ demiş.

Anka Kuşunun Hikayesi

Rivayet olunur ki,

     Kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş…

Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.

Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.

Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş.

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;

Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş

(oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış);

Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış;

Baykuş yıkıntılarını özlemiş,

Balıkçıl kuşu bataklığını.

Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.

Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi “şaşkınlık” ve sonuncusu Yedinci Vadi “yokoluş”ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş… Kaf Dağı’na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.

Simurg’un yuvasını bulunca ögrenmişler ki;

“SİMURG ANKA – Otuz Kuş” demekmiş.

Onların hepsi Simurg’muş. Her biri de Simurg’muş. Simurg Anka’yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan
sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.

Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır…

Bir anka kuşu gibi

 

 

 

 

 

 

 

     Anka edebiyat ve tasavvufta yer alan efsanevi kuş. Arapların anka, İranlıların simurg adını verdikleri kuş, Türkçede her iki şekliyle birlikte zümrüdüanka ve hüma yahud umay olarak adlandırılır. Efsanelere göre Kafdağı’nın tepesinde direkleri abanoz, sandal ve öd ağacından yapılmış köşke benzer bir yuvada yaşar. Başı, yassı burunlu yırtıcı bir hayvan başı gibidir. Cüssesi çok büyük olup, uçtuğu zaman hava kararır. Uçarken sel sesine veya gök gürültüsüne benzer sesler çıkarır. Göz kamaştırıcı bir parlaklığa sahiptir. İnsan gibi konuşur ve düşünür. Bilgisi ve hünerleri çok fazladır. Tüyleri ile yaraları iyi eder.

Arap, Fars ve Türk edebiyatlarında anka, efsanevi özellikleri ve değişik adlarıyla çeşitli teşbih, mecaz ve mazmunlar halinde geniş kullanma sahasına sahiptir. Özellikle divan edebiyatının manzum ve mensur metinlerinde iyi özellikleri ile zikredilir. Renkli tüyleriyle bir cennet kuşu kabul edilerek zümrüdüanka diye bahsedilmiştir. Yükseklerde uçması ve kolay avlanamayışı yüzünden ulaşılması çok zor durumları ifade etmek için kullanılmıştır.

Sevgili, adı herkes tarafından iyi bilindiği halde, kendisini görenin olmaması, gözle görülmeyişi veya ona ulaşma zorluğu sebepleriyle ankaya benzetilmiştir. Onun aşığa iltifat etmesi ve yakınlık göstermesi ise aşığın başına “devlet kuşu” konması olarak kabul edilmiştir.

Sufi Ferideddin Attar, efsane ve masallardaki bu kuştan “kendini aramanın sembolü” olarak söz eder; masallardaki kahraman, sonunda, uzaklarda aradığı şeyin aslında çok yakınında olduğunu, yani kendisinde veya kendi içinde olduğunu idrak eder. Bu, “kendini bilme” sembolizmi, inisiyatik ifadelerle, inisiyatik ölüm ve başkalaşım geçirerek yeniden doğuş, mistisizmdeki ifadelerle, “uyanma, aydınlanma, kurtulma” olarak ifade edilir.
Kaynak: http://www.msxlabs.org/forum/masal-kahramanlari/23173-anka-kusu-anka-kusu-kimdir-anka-kusu-hakkinda.html#ixzz1n9QoPt9V

Üzerine şiirler yazılıp şarkılar söylenmiş(Duygularını ifade etmişler!)

Bir Anka Kuşu

Yüzlerce soğuk namlu üzerime çevrildi,
Yüzlerce demir tetik aynı anda gerildi!
Anne, beni söğüdün gölgesinde vurdular,
Öpmeye kıyamadığın oğlun yere serildi.
Üşüştü birer birer çakallar üzerime,
Üşüştü her bir yandan göğsüme, ciğerime.
Anne, beni leş gibi yiyip talan ettiler,
Teşhis edilmek için savurdular önüne.
‘Yeryüzündeki acıların
Hepsini, hepsini tattım!’
Heder oldum, ekmeğime tütün kattım!
Beni milyon kere yaktılar üstüste.
Bir Anka kuşu gibi anne,
Kendimi külümden yarattım.
Geceler tanır beni; konarım göçerim ben.
Geceler tanır beni; kan damlar içerim ben.
Anne, sen beni unut. Karanlığın bağrında
Kırmızılar ekerim, siyahlar biçerim ben.
Suçüstü yakalandım bölüşürken kalbimi,
Suçüstü, kelepçeyle yardılar bileğimi.
Anne, ben diyar diyar umudun savaşçısı,
Bir tutam sevgi için dağladım gözlerimi.
Prometeus’tum, çiviyle çakılırken taşlara
Ciğerimi kartallara yedirdim.
Spartakus’tüm, köleliğin çığlığında.
Aslanlara yem oldum, tükendim.
Kör kuyuların dibinde Yusuf’tum,
Kerbela çölünde Hüseyin.
Zindanlarda Cem Sultan, sehpada Pir Sultan.
Kaçıncı ölmem, kaçıncı dirilmem bu?
‘Tanrılardan ateş çaldım,’
Yüzyıllarca tutuştum, üstüste yandım.
Bir Anka kuşu gibi anne,
Kendimi külümden yarattım.

Yusuf Hayaloğlu

 

SARI ÖKÜZÜN HİKAYESİ

          Otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzlerdeymiş.

Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenmek zorunda kalan aslanlar, iyi beslenememeye başlayınca bir çare düşünmüşler. Topal aslan yanına bir iki aslanı da alarak, beyaz bayrak çekmiş ve öküz sürüsüne yanaşmış.

Öküzlerin lideri Boz Öküz ve yanındakilere tatlı dille konuşmaya başlamış:

          — Saygıdeğer öküz efendiler. Bugün buraya sizden özür dilemeye geldik. Biliyorum bugüne kadar sizlere zarar verdik. Ama inanın ki, bunların hiçbirini isteyerek yapmadık. Bütün suç hep o “Sarı Öküz”de. Onun rengi sizinkilerden farklı ve bizim de gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Biz de barışseverliğimizi unutuyor ve saldırganlaşıyoruz. Sizle bir sorunumuz yok. Verin onu bize, siz kurtulun, yine barış içinde yaşayalım.

Boz Öküz ve heyeti bu sözler üzerine aralarında tartışmış ve teklifi haklı bularak, “Sarı Öküz” ü vermişler aslanlara. Bir tek Benekli Öküz karşı çıkmış ama kimseye derdini anlatamamış.

Bir süre sonra aslanlar yine aynı yöntemle gelip, bu kez” Uzun Kuyruk” u istemişler:

—Gördünüz mü ne kadar barış severiz. Sizi de kararınızdan dolayı kutlarız. Ancak, şu sizin Uzun Kuyruk var ya, kuyruğunu salladıkça nereden baksak görünüyor ve aklımızı başımızdan alıyor. Size saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Oysa sizler normal kuyruklusunuz. Verin onu bize, bu konuyu kapatıp, barış içinde yaşamaya devam edelim.

Boz Öküz ve heyeti, “Uzun Kuyruk” u teslim etmiş, yine Benekli Öküz karşı çıkmış. Uzun Kuyruk, aslanların pençesi altında can vermiş.

Bu olay sürekli tekrarlanmış, her seferinde farklı bahanelerle. Sonunda öküzler zayıflamış, aslanlar küstahlaşmış. Artık, hiçbir bahane ileri sürmeden, doğrudan müdahaleye ederek, “Verin bize şunu, yoksa karışmayız” demeye başlamışlar.

Birer birer aslanların pençesinde can verirken, Boz Öküz ve birkaç öküz kalmış geride. İçlerinden biri liderlerine, “Ne oldu bize, nerede kaybettik biz bu savaşı? Oysa, vaktiyle ne kadar güçlüydük” diye sormuş.

Boz Öküz, Benekli Öküz”ün sözlerini hatırlayarak, gözleri nemli “Biz” demiş:

 

Sarı öküz

“Sarı Öküz”ü verdiğimiz gün kaybettik bu savaşı..”

Kıssadan Hisse!!      Bu aralar sarı öküz meşhur oldu.Bende sitemde okumayanlar için bu hikayeyi paylaşmak istedim.Bu küçük hikayede büyük bir ders gizlidir.Ben şöyle anladım:

        ” Taviz kaybetmenin başlangıcıdır”

Halil-İbrahim bereketi

Nereden çıkmış bu “Halil-İbrahim Bereketi” deyimi?  Gerçi bencilliğin had safada olduğu günümüzde geçerli olmasa da öğrenmekte fayda var.

 

”   Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış.

Büyüğü Halil.

Küçüğü ise İbrahim…

Halil, evli çocuklu.

İbrahim ise bekârmış…

Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin…

Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş.

Bununla geçinip giderlermiş…

Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı.

İkiye ayırmışlar.

İş kalmış taşımaya.

Halil, bir teklif yapmış :

İbrahim kardeşim; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.

Peki, abi demiş İbrahim…

Ve Halil gitmiş çuval getirmeye… .

O gidince, düşünmüş İbrahim:

Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine

Böyle demiş ve

Kendi payından bir miktar atmış onunkine…

Az sonra Halil çıkagelmiş.

Haydi İbrahim. De miş, önce sen doldur da taşı ambara.

Peki abi.

İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola.

O gidince, Halil düşünür bu defa:

Der ki:

Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var.

Ama kardeşim bekâr.

O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.

Böyle düşünerek,

Kendi payından atar onunkine birkaç kürek.

Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine.

Bu, böyle sürüp gider.

Ama birbirlerinden habersizdirler.

Nihayet akşam olur.

Karanlık basar.

Görürler ki, bitmiyor buğdaylar.

Hatta azalmıyor bile.

Hak teala bu hali çok beğenir.

Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki…

Günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler.

Şaşarlar bu işe…

Aksine çoğalır buğdayları.

Dolar taşar ambarları.

Bugün “Bereket” denilince, bu kardeşler akla gelir.
Bu bereketin adı: halil ibrahim bereketidir    “