Andre Gorz – Son Mektup

“Seksen iki yaşına yeni girdin. Hâlâ güzel, çekici, arzu uyandırıcısın. Elli sekiz yıldır birlikte yaşıyoruz ve ben seni her zamankinden çok seviyorum. Son zamanlarda sana bir kez daha aşık oldum ve sadece benimkine değen bedeninin sıcaklığıyla dolan, kahredici bir boşluk taşıyorum göğsümün tam ortasında yeniden.

Geceleri bazen, boş bir yolda ve ıssız bir manzarada bir cenaze arabasının ardından yürüyen bir adamın karaltısını görüyorum. O adam benim. Cenaze arabasının taşıdığı ise sen. Senin yakılma törenine katılmak istemiyorum; elime, içinde küllerinin bulunduğu bir kavanoz vermelerini istemiyorum.

Nefesine kulak veriyor, hafifçe seni okşuyorum. İkimizin de dileği, diğerinin ölümünden sonra yaşamak zorunda kalmamaktı. Birbirimize sık sık söylediğimiz gibi, olmaz ya, eğer ikinci bir hayatımız olsaydı o hayatı da birlikte geçirmek isterdik.”

(Andre Gorz ve karısı Dorine 24 Eylül 2007’de  intihar etti.)

 

Ve Andre Gorz’den özlü sözler

“Aşk, toplumsal bir aykırılıktır. Çünkü bir insanı topluma yeğler ve totaliter rejimler için tehlike oluşturur. Nazizm ve Stalinizm’de, aşk bu yüzden topluma ihanet olarak kabul edilmiştir. Evlilik, toplumun aşkı zapturapta alabilmek için icat ettiği bir yöntemdir.” 

CENGİZ AYTMATOV

CENGİZ AYTMATOV

cengiz aytmatov

1928 yılında Kuzeybatı Kırgızistan’daki Şeker köyünde dünyaya geldi. İsmi, Cengiz Han’dan esinlenerek konulmuştur. Gençlik yılları pek çok yönden  sıkıntılı bir döneme denk gelmişti. O dönemde zaten yeni yerleşmeye başlayan siyasal sistem, bir de savaşla mücadele etmek zorundaydı. Ccengiz Aytmatov çok genç yaşta çalışmaya başladı; zira İkinci Dünya Harbi’nın SSCB üzerindeki etkileri gençleri de olumsuz yönde çok etkiliyordu, yetişkinler savaşta olduklarından, gençlere çok büyük görevler düşüyordu. On dört yaşında köyündeki sekreterliğe girdi. Burada tarım makinelerinin sayımı, vergi tahsildarlığı gibi işlerde çalıştı. Köyünden, Kazakistan’a giderek Cambul Veterinerlik Teknik Okulu’nda okudu. Daha sonra şimdiki Kırgızistan’ın başkenti olan Bişkek’e giderek burada Frunze (şimdiki adıyla Bişkek) Tarım Enstitüsü’nde öğrenimine devam etti. Ardından Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü’ne geçti ve 1956 ile 1958 yılları arasında Moskova’da okudu. Yazmaya bu yıllarda Pravda gazetesinde başladı. Ardından, yazdığı eserleriyle üne kavuştu

Eserleri:

 Zorlu Geçit (1956)

Yüzyüze
Cemile (Kırgız Türkçesi )
İlk Öğretmenim
Dağlar ve Steplerden Masallar
Elveda, Gülsarı
Beyaz Gemi
Selvi Boylum Al Yazmalım
Fuji-Yama
Gün Olur Asra Bedel
Darağacı – Disi kurdun Rüyalari
Toprak Ana
Cengiz Han’a Küsen bulut
Çocukluğum
Kırmızı Elma

     elveda gulsari

Şiddetle tavsiye edeceğim “Elveda Gülsarı” Cengiz AYTMATOV un güzel bir romanıdır. ( “Gülsarı” güzel yürüyüşlü, hızlı, binicisini hiç sallamayan, su gibi akıp giden, uzun mesafe koşusunda eşsiz bir at cinsidir.)

Olasılıksız Adam Fawer

“Kitap kurdu” olanlar okumuştur  🙂

Adam Fawer

 

1970 yılında Newyork’ta doğmuştur. Fawer, Pennsylvania Üniversitesi’nde lisans ve lisansüstü derecelerini tamamlamış, Stanford Graduate School of  Business’da MBA’ini yapmıştır. Kariyeri esnasında Sony Music, J.P. Morgan ve son olarak da About.com gibi türlü şirketler için çalışmıştır.

 

İlk romanı Olasılıksız, beş dile çevrilmiş ve en iyi ilk roman dalında (2006) International Thriller Writers Ödülünü kazanmıştır. 2008 Nisan ayında da ikinci kitabı olan Empati çıkmıştır. Empati, 2008 yılında Almanca, Japonca ve Türkçe yayımlanmıştır.

 

Fawer, hayat arkadaşı ve oğullarıyla New York’ta yaşamaktadır.

 



Olasılıksız

Bir sabah, yıllardır görmediğiniz bir arkadaşınızı düşünerek uyandınız. Bir saat sonra, onunla sokakta karşılaştınız. Sizce bu sadece bir tesadüf mü, yoksa çok daha farklı bir anlamı olabilir mi? Siz hiç Loto’da büyük ikramiyeyi kazanmadınız. Ama birileri kazanıyor. Hem de sürekli! Onlar sizden daha mı şanslılar? Şans nedir gerçekten? İçinizde bütün parayı kırmızıya yatırmanız gerektiğini söyleyen bir his var. Bu his bir öngörü müdür? Yoksa daha fazlası mı? Yolda gidiyorsunuz. Kafanızı çevirip yandaki küçük parkta baktınız ve bir anda bu anı daha önce de yaşamış olduğunuzu hissettiniz. Evet, Deja Vu. Sizce nedir Deja Vu; Geçmiş mi, rüya mi yoksa geleceği mi görüyorsunuz? Eğer siz de kontrolün kimde olduğunu merak ediyorsanız, ‘OlasılıkSız’ tam size göre bir roman..

 

Ben Adam Fawer’ in sözlerine takıldım. 

İŞTE:

Adam Fawer Sözleri

→Herşeyin sıradanlaştığı bir dünyada, bazen kaybetmek en doğru seçimdir. Ve o dünyada en yerinde tercih; vazgeçiştir.

→Bil ki geride bıraktıkların ileriye gitmeni engelleyecek. Unutma; ileri gidebilmen için arkadakileri unutman gerek.

→Hayatından silmek istediklerini gerçekten sil, çünkü geri dönüşüm kutusunda bekletirsen; sistemini yavaşlatır !

→Yaşadıklarınız unutulur, söyledikleriniz unutulur fakat hissettirdikleriniz asla unutulmaz.

→Gerçekten seviyorsan eğer uzaklık gözünü korkutmamalı. Çünkü asla unutma; yanındayken bile uzaktı bazıları.

→Tahmin etmek imkansızdır. Ama şimdiki zamanı çok iyi bilirsen geleceği kontrol edebilirsin.

→İnsanı en çok üzen şey; ummadıkları kişiler adam olurken, adam sandıklarının insan bile olamamıs olmasıdır.

→Her gün kendimi biraz daha iyi hissedebileceğimi umarak kalkıyorum. Bazen öyle de oluyor. Sonra gece çöküyor ve o hala yok…

Kitap tavsiye

.

.

Beyaz Zambaklar Ülkesinde

                                                  .

 

.

(Atatürk’ün Askeri Okulların Müfredatına Konulmasını Emrettiği Kitap)

 

 

www.kitapyurdu.com

      ” Beyaz Zambaklar Ülkesinde” ilk kez ATATÜRK zamanında Türkçeye çevrildi.O kadar ilgi gördü ki   Kuran-ı Kerim’ den sonra en çok okunan kitap oldu.

Finlandiya’nın nasıl bataklıklar ülkesinden beyaz zambaklar ülkesine dönüştüğünün öyküsü bu.

           Eğitim reformlarının havada uçuştuğu ülkemiz  PISA’da (Uluslararası karşılaştırmalı eğitim sistemleri araştırması) sürekli en son sıralarda;

            Finlandiya ise en başta veya ilk üç sırada.

               Finlandiya sistemini aynen alan ÇİN    PISA  listesine girmiş durumda.

 

              Bu gün ‘Eğitim Reformu’ nu yapanlar acaba ATATÜRK’ ün okuduğu bu kitabı okudular mı??

             ” Finlandiya Eğitim Modeli” ni  incelediler mi?

 

 

“Yılmaz Özdil İsim, Şehir, Hayvan” Tavsiyemdir

“Kitap kurdu” olanlar bitirmiştir. Ben daha yeni okuyorum.

“İsim, şehir, hayvan” adlı kitap Özdil’in Sabah ve Hürriyet’te yayımlanmış 262 köşe yazısı bir araya getiriyor. Doğan Kitap’tan çıkan “İsim, Şehir, Hayvan” yazarın okurlarına köşe yazılarını arşivleme imkanı sunuyor.

Yılmaz Özdil sözü uzatmıyor, hemen söylüyor.Bir cümle ya da bir sözcükle çok şey anlatıyor.Okuru yormuyor.Hatırlatıyor,öğretiyor daha da önemlisi DÜŞÜNDÜRÜYOR.
Nasıl mı? Bu kitaptan bir makalesini yayınlamak istiyorum.

Savarona

“Küreselleşmedir aslında bu…
Çaça, Rus.
Orospular, Ukraynalı.
Müşteri, Kazak.
Alışveriş, ABD dolarıyla.
Kiracı, Irak’ta.
Bandıra, Türk.
E bandırır tabii adam.
Ve, hâlâ deniyor ki:
“Savarona’da fuhuş yapılmış!”
Ya ne yapılacaktı birader…
Balıkçılık mı?
Araplar da kiralıyor ha bire…
Mevlit mi okuyorlar dersiniz?
İşin külfet boyutunu defalarca yazdık, alt tarafı 900 bin dolar civarında yıllık masrafı var; devlet için çok cüzi bi rakamdır, ayıptır… Mesela, çıkarıp şak diye 12 Dev Adam’a ödenen ikramiyeyi ver, 25 senelik bakımını kurtarıyorsun… Valilerin garajında duran ikinci üçüncü makam arabalarından vazgeç, 100 senesi bedavaya gelir. Benzini kıssan bile, yeter.
İşin vizyon boyutu vardır.
Sadece “hatıra” değildir Savarona.
Üzerinde pek durulmayan detaydır.
Bakın, bi tane özel şirket kurdu Mustafa Kemal… Taaa 1924’te, Türkiye İş Bankası’nı… Forbes’un son dünya sıralamasına göre, bugün bile hâlâ, Türkiye’nin en değerli varlığıdır.
Yani?
Siyasi-askeri dehası üzerine binlerce kitap yazılmıştır ama, aynı zamanda, “Türkiye’nin gelmiş geçmiş en vizyoner patronu”dur Mustafa Kemal.
Savarona’ya dönersek…
Yavuz jilet oldu. Nusrat maket… Bandırma vapuru hurdacıya satıldı. Kurtuluş Savaşı’nda silah taşıdığı için Gazi unvanı alan Alemdar’ı duba yaptılar. Savarona’dan önceki makam yatı Ertuğrul, artık tencere, tava… Çanakkale’de Goliath’ı batıran Muavenet-i Milliye, dökümcüye gitti. Hamidiye zırhlısı kiloyla verildi. İlk ve son transatlantiğimiz Gülcemal’den trafik levhası yaptılar.
Elbette emanete hıyanet vardı ama,
aynı zamanda, yanlış yatırımlardı…
Ömürleri kısaydı.
O güzel adam ise, hayatı boyunca, bi tek oyuncak aldı… 72 sene geçmesine rağmen, hâlâ, günlüğü 50 bin dolardan kiralanabilecek kadar değerli Savarona.
Almaya kalk, ilk fiyatının 50 katı.
Vizyoner yatırımıdır çünkü.
Ve, eminim ki, önceki gece Anıtkabir’in avlusunda volta atarlarken gülümsemiştir, “İster misin çok değerlendi diye, burayı da TOKİ’ye versinler İsmet!”

 

Yorumlarınızı bekliyorum.